https://www.sakli-sifa.com  https://www.sakli-sifa.com                   https://www.saklisifa-piriiworld.com           

Evren dengesini yakalamak hasta olup çare aramak değil.

Hasta olmamak için hastalığa sebepleri yok etmek.

https://Site Menusu
https://Takvim
Yenileniyor
 

HOMOGRAM BİYOKİMYA KAN TESTİ ANLAMLARI BU YÜZ YILLARDA HER İNSANIN VE HER OKULA GİDEN BİRİSİ OKUMASI LAZIMDIR

                   https://www.sakli-sifa.com  https://www.saklisifa-piriiworld.com 

HOMOGRAM BİYOKİMYA KAN TESTİ ANLAMLARI BU YÜZ YILLARDA HER İNSANIN VE HER OKULA GİDEN BİRİSİ OKUMASI LAZIMDIR

Tam kan sayımı anemi, enfeksiyon ve birçok başka hastalığın teşhisi için en sık istenen kandaki hücrelerin sayısını ve oranlarını tespit eden temel tarama testlerinden biridir. Kolunuzdaki bir toplardamardan, parmak ucundan ya da topuktan (yeni doğan bebeklerde) alınan bir kan örneği ile yapılır. Kan sayımı bulguları, hematolojik ve diğer sistemlerde ilgili olarak çok önemli bilgiler sağlar.

Hemogram denilen kan sayım tekniği ile kan ile ilgili genel değerler ve kan hücrelerinin sayıları belirlenir. Bu bir hastalığın teşhisinde önemli bir ipucudur. Birçok hastalık kanda anormalliğe sebep olduğundan kan değerlerindeki bir anormallik, bir enfeksiyon veya hastalığın göstergesidir. Kan tahlillerinde en çok bakılan kan değerleri ve bu değerlerin işaret ettiği durumlar şu şekildedir:

WBC (Lökosit): Hemogram yani kan sayımı testleri sonrası tahlil sonucunda incelenen test ölçümlerinden biri de WBC yani lökosit testidir. Lökositler, halk arasında akyuvar olarak da bilinir. Bağışıklık sisteminin temel hücreleridir. Bunlar bakteri ve virüs gibi vücudu işgal eden zararlı organizmalarla savaşır ve vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Akyuvarlar kemik iliğinde üretilirler. Renksizdirler, şekilleri de asimetriktir. Birkaç gün ya da birkaç hafta gibi kısa ömre sahiptir.

Akyuvar sayısının belirlenen normal seviyenin üzerine çıkması vücutta bazı hastalıkların işaretidir. Sistemleri tutan enfeksiyonlar, Lokal enfeksiyonlar, Miyokart enfarktüsü, Lösemiler; hamilelik, aşırı sigara tüketimi, kronik iltihabi hastalıklar ve lösemide yükselir. Lökosit sayısında artış görülmesi, yani lökosit yüksekliğine lökositoz adı verilir.

Lökosit sayısında azalmaya ise lökopeni adı verilir. WBC çok düşükse lökosit yapımını bozan ciddi bir hastalık vardır. Bazı virüs hastalıklarında, bazı kanserlerde, kemik iliği hastalarında, AIDS’te lökosit miktarı düşüktür.

 LYM: Lenfosit kısa adıyla Lym; Kanda veya bağışıklık sisteminin doku ve organlarında bulunan hücredir. Lenfosit, bir lökosit (akyuvar) tipidir. Kanda dolaşan lökositlerin yaklaşık olarak yarısını oluştururlar.

Lenfositler, alyuvarlardan biraz büyükçe oldukları halde yine de küçük hücre grubuna girerler. Lenfositler viral enfeksiyonlarda ve bazı kronik hastalıklarda artar. AIDS’te düşer.

MCV: Oksijen taşıyan hücrelerin ortalama büyüklüğüdür. MCV düşükse eritrositler daha ufaktır, yüksekse daha genişlemişlerdir.

Örneğin demir eksikliği anemisinde eritrositler küçülür dolayısıyla mcv değeri düşük çıkar. B12 vitamini eksikliği anemisinde ise eritrositler büyümüştür, MCV yüksektir.

MCH: Hemogram yani kan sayımı testinde bulunan ölçümlerden biridir. Kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar)nin içinde bulunan ortalama hemoglobin miktarı olarak bilinir. MCH testi hemoglobin miktarını gösterir.

Doğal olarak, yüksek çıktığında alyuvarlarda hemoglobin miktarı normalin üstündedir anlamına gelir. Düşük çıktığı durumlar ise anemi lehine tanı koyulmasında anlamlıdır. Sadece bu değerin yüksek olması tek başına bir anlam taşımaz. Testte yer alan diğer ölçümlerle birlikte değerlendirilmesi çok daha anlamlıdır.

MCHC: Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration yani kısa adıyla Mchc “Ortalama alyuvar hemoglobin derişimi” anlamına gelmektedir ve alyuvarların oluşturduğu belirli bir hematokrit hacmi içindeki hemoglobin konsantrasyonunun yüzde olarak ifadesidir.

Azalan MCHC değerleri (hipokromi) demir eksikliği anemisi ve talasemi gibi hastalıkların habercisidir ve hemoglobin miktarının azaldığı durumlarda görülür. Artan MCHC değerleri (hiperkromi) yanıklarda ve daha nadir bir genetik bozukluk olan herediter sferositoz gibi hemoglobinin anormal derecede  yoğunlaştığı durumlarda görülür.

PLT TESTİ (Trombosit testi), kan sayımı yani hemogram testi sırasında çalışılan ölçümlerden biridir.

Trombositler kanın pıhtılaşmasını sağlayan şekilli elemanlardır. Trombositlere, platelet adı da verilir. Tahlillerde kısaca plt olarak belirtilir. Trombosit değeri vücut için önemli bir bulgudur

PLT’nin eksikliğinde kan yeterli sürede pıhtılaşmayacağı için ağır kanamalara neden olabilir. . Yüksek trombosit değerlerinde ise tam tersi olarak bu sefer de damarlarda kanın pıhtılaşması riski yani tromboz olasılığı artacaktır.

Bir çok kanser hastalığında, bir çok kanama bozukluğunda yine PLT değeri düşük olarak karşımıza çıkar.

Ülkemizde bazen yaygınlaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi gibi bazı hastalıklarda PLT değeri düşük olacaktır.

RDW: Tam kan sayımında çalışılan değerlerden biridir. RDW, Türkçe olarak da Kırmızı Küre Dağılım Genişliği (KKDG) olarak adlandırılır. RDW yüksekliği olarak nitelendirilmektedir. RDW yüksekliğinin, besinsel eksikliklere bağlı gelişen anemilerde ve özellikle de demir eksikliği anemisinde ilk bulgu olduğuna dair bilimsel yayınlar vardır.

RDW ayrıca Talasemi taşıyıcılığı ile demir eksikliği anemisi ayırıcı tanısında kullanılmaktadır. RDW, talasemi taşıyıcılığında normal iken demir eksikliği anemisinde ise yüksek çıkmaktadır.

PDW: Platellet olarak da bilinen, kan hücrelerinden trombositlerin dağılım aralığına denir. Kan sayımı, yani hemogram parametrelerinden biridir.

Daha çok pıhtılaşma bozukluklarının tanısında  kullanılır. Tek başına yüksek veya düşük çıkmasının fazla önemi yoktur.

MONO: Monosit bir lökosit türüdür. Kanımızda bulunan lökositlerin( akyuvarların) ortalama olarak yüzde 1,7-9,3 ‘ünü oluştur. Yani monosit testinin normalin üstü olarak nitelendirilmesi için % 10’un üstü olması gereklidir .

Monosit testi tek başına yapılan bir test değildir. Kan sayımı testi parametreleri içinde diğer parametrelerle birlikte değerlendirilen bir testtir. Düşük çıkmasından çok yüksek çıkması klinik olarak anlamlıdır.

Bazı bakteriyel enfeksiyonlar, akut enfeksiyonlar sonrası iyileşme dönemleri, bazı protozoal enfeksiyonlarda, Bazı Kan Hastalıkları Bazı Kanser Türleri Sebebi bilinmeyen bazı ateşli hastalıklarında yükselir.

NEU: Nötrofil kısa adıyla Neu; Nötrofil granülosit olarak da adlarılan lökosit yani akyuvar hücresidir. “Natural killer” adı da verilmekte olan doğal öldürücü hücrelerdir ve organizmadaki mikroorganizmaları bir anlamda yiyerek yok ederler

MPV: MPV düsüklüğünde Trombositler normalden küçüktür ve egzama, tekrarlayan enfeksiyonlar görülür.

MPV yüksekliği koroner kalp hastalığı ve felç riskini artırır.

PCT: PCT, Hemogram yani kan sayımı testi parametrelerinden biridir. Kan sayımında, kanın yüzde kaçının platelet yani trombositler (kan pulcukları) tarafından oluştuğunu gösterir. Tek başına fazla bir klinik anlamı yoktur.

PNL: (Netrofiller) Netrofil değerlerini gösterir. Bu değer bakteriyel enfeksiyonlarda artarlar. Vücudumuza giren mikropları ve yabancı maddeleri yutarak yok ederler. Kemik iliğinden kana geçen nötrofiller dolaşımda eritrositler gibi uzun süre kalmazlar, dokulara ya da iltihap bölgelerine geçerler.

Dokularda yuttukları mikropları sindirdikten sonra dejenere olur ve ölürler. Nötrofil sayısının çok azalmasına nötropeni denir. Böyle bir durumda gelişen enfeksiyonların bir belirtisi olarak hastalarda yüksek ateş görülür.

RBC: Kırmızı kan hücreleri (Alyuvarlar) Oksijen taşıyan hücrelerin miktarını belirtir. Kemik iliği hastalıkları ya da diğer kan hastalıklarında önemli bilgiler verir.

Düşükse anemi (kansızlık) veya kan kaybı vardır. Yüksek rakımlı yerde yaşayanlar ve ağır egzersiz yapanlarda; KOAH, astım ve bronşit gibi, böbrek hastalığı ve polisitemi hastalığında yükselir.

EOS: Eozinofil kanda bulunan bir akyuvar türüdür. Tam kan sayımı tahlilinde merak edilen parametrelerden biridir. Kandaki akyuvarların yüzde 1 4′ünü oluşturur. Ortalama büyüklükleri 10 12 mikron arasındadır.

Eozinofiller, bağ dokularında, özellikle sindirim ve solunum mukozalarında bulunurlar. Eosinofil yüksekliği eozinofili olarak da adlandırılır.

Alerjik hastalıklarda, zehirlenmelerde, çeşitli deri hastalıklarında, parazitler hastalıklarda, bazı kanser türlerinde, bazı böbrek ve mide hastalıklarında yükselir. Bazı enfeksiyonların akut evresinde, Kortizon hormonlarının tedavide kullanılmasından sonra ve stres sonrası düşer.

                       HEMOGLOBIN ve HEMATOKRİT

Hemoglobin HGB ve hematokrit HCT genellikle birlikte istenen ve kanın oksijen taşıma kapasitesini ölçmek için kullanılan testlerdir.

Hemoglobin kırmızı kürelerde bulunan ve temel olarak oksijenin taşınmasından sorumlu maddedir. Hematokrit ise kırmızı kürelerin kan içerisindeki yüzdesini gösterir. Genellikle hematokrit değeri hemoglobin değerinin üç katıdır.

Hemoglobin ve hematokrit bebeklerde, hamile kadınlarda, ba yaşlılarda, adet gören kadınlarda mutlaka kontrol edilmelidir. Hemoglobin anemi, kan kaybı, polistemi v.b. durumların değerlendirilmesinde kullanılır.

Hematokrit; kandaki hemoglobin ve eritrosit miktarını gösterir. Anemi, lösemi, kan kaybı gibi durumlarda azalırken vücudun su kaybettiği durumlarda örneğin ishal veya polisitemide artar.

ANEMİ: Anemi, vücut dokularına oksijen taşıyan Hemoglobin HGB miktarının yaş ve cinsiyete göre    olması gereken değerinin altına düşmesidir.

Aneminin bir hastalık olmadığı, bir bulgu olduğu unutulmamalıdır. Anemide kanın oksijen taşıma kapasitesi azaldığından dokularda hipoksi gelişir, bunun sonucu yüksek oksijen ihtiyacı olan kas sistemi, kardiyovasküler sistem ve merkezi sinir sisteminde bazı belirtiler ortaya çıkar.

Çeşitli anemi türleri vardır ve her birinin nedeni farklıdır; demir eksikliği, vitamin eksikliği, kronik hastalıklar, kanama, genetik yapı veya tedavide kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak anemi gelişebilir.

Anemileri geçici veya kronik, şiddetine göre hafif veya derin olarak tanımlamak mümkündür. Bu yazıda anemi tanısında önem taşıyan laboratuar parametreleri ve bunların anemi türleri ile olan ilişkileri özetlenecektir.

Anemi düşünülen hastada ilk yapılması gereken test Hemogram’dır.

                          TROD HASTALIKLARININ TEŞHİSİ

Kanda Troid Uyarıcı Hormonların (TSH) düzeylerinin ölçülmesi tiroidin çalışması hakkında önemli bilgiler verir. Duyarlı bir sonuç elde edilebilmesi için TSH’ya hassas metotlarla bakılmalıdır. Bu tetkiklerin normal olması tiroidin çalışmasının normal olduğunu gösterir.

Hastada guatr, troid kanseri gibi diğer hastalıkların olmadığını belirlemez. Bunlar için diğer tetkiklere ihtiyaç olabilir.

BAĞILŞIKLIK SİSTEMİNİ KONTROL EDEN TESTLER: Bunlar antitiroglobulin antikor ATA , anti TPO antikor AMA ve Anti TSH-R TRAb  gibi isimler almaktadır.

Graves hastalığı, Hashimoto hastalığı ve bazı tip tiroiditlerin tanısında yardımcı olurlar.

Tiroglobulin tayini: Bu test özellikle troid kanseri nedeniyle ameliyat olmuş hastaların izlenmesinde önemli ipuçları vermektedir.

Ancak bu testin tam olarak değer kazanabilmesi için bireyde gözle görülebilir troid dokusunun kallınlaşmış olması gerekmektedir.

Medüller kanserlerin tanı ve tedavisinde kanda tirokalsitonin adı verilen bir hormonun ölçülmesi faydalı bilgiler verir.

Yine medüller kanser olan ailelerde diğer bireylerin taranması için ret genindeki mutasyonları gösterecek genetik çalışmalar yapılabilir.

                                 BİYOKİMYA KAN TESTLERİ:

Biyokimya, bitki, hayvan ve mikroorganizma biçimindeki bütün canlıların yapısında yer alan kimyasal maddeleri ve canlının yaşamı boyunca sürüp giden kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalıdır.

Klinik biyokimya, hastalıkların tanısı, benzerlerinin birbirlerinden ayırt edilmesi ve hastalık sürecinin incelenmesi açısından vücudun çeşitli sıvılarını, salgılarının ve doku örneklerinin analizlerinin yapıldığı bir bilim dalıdır.

ALBÜMİN: Albümin karaciğerde sentezlenen ve pek çok iyon, metabolit, ilaçları bağlayan bir protein çeşididir. Kandaki proteinlerin yaklaşık üçte ikisini oluşturur. Sağlıklı yetişkin karaciğerinde günde 12-14 gram kadar albümin sentezi yapılır. Sağlıklı bir kişide albümin düzeyinin biraz yüksek ya da düşük çıkması da klinik bir önem taşımaz. Kan albümin düzeyi ölçümü özellikle ödemi olan, karaciğer hastalığı bulunan veya beslenme bozukluğu düşünülen kişilerde önem taşır.

Artığı Durumlar: Kan albümin düzeyindeki artış, esas olarak vücudun susuz kalması durumunda görülür.

Azaldığı Durumlar: Kandaki albumin düzeyinin düşmesi yaşlı insanlarda, kötü beslenmenin yanı sıra kanserde, karaciğer hastalıklarında, özellikle karaciğer sirozunde gözlenir.

Bazı hastalarda idrar ya da bağırsak yolu ile albümin kaybı gerçekleşmektedir. Sonuçta albüminin kan düzeylerinde azalma kan basıncının düşmesine bu da dokular arasında sıvı birikimine sebep olduğu için özellikle bacaklar ve sırtta ödeme meydana gelir.

Bağırsak mukazasındaki değişikliklerden dolayı ince ve kalın bağırsak iltihabı, kronik kolit kaynaklanan bir albümin azalması (hipoalbüminemi) da görülebilir.

Albümin kaybı (hipoalbüminemi) hastalığı ağır yanıklarda gerek deri aracılığıyla albümin kaybı, gerekse karaciğer düzeyinde albümin sentezinin azalması nedeniyle ortaya çıkar, Ayrıca nefrozda (böbrek hastalığı) böbrekler ve idrar acılığıyla albümin kaybına bağlı olarak hipoalbüminemi görülür

ALKALEN FOSFATAZ (ALP): Alkalen fosfataz, kemik, barsak, endometrium ve plasenta ve akciğerlerde bulunan bir enzimdir. Normal yetişkinde kanda ölçülen ALP’ın yarısı karaciğer, yarısı da kemik kökenlidir.

Alkalen Fosfataz testi daha çok safra salgısı bozukluklarında, safra yolları tıkanıklıklarında, karaciğer hastalıklarında, kemik hastalıklarında tanı amaçlı kullanılır.

Özellikle çocuklar ve gençlerde hızlı kemik büyümesi nedeniyle normal erişkin bireylere göre, Alkalen Fosfataz değeri 2-4 kat daha fazla olabilmektedir. ALP testi özellikle çocukların büyüme dönemlerinde yüksek çıktığından, değerlerin yüksek olduğunu gören bazı anne babalar telaşlanır. Oysa bu yükseklik olağan bir durumdur.

Doğum öncesi hamilelerde de ALP değerleri yüksek çıkabilir. Safra yollarındaki tıkanma nedeniyle de ALP değerleri yükselir. Bazı kemik hastalıklarında ALP değerleri yükselmektedir.

Viral hepatitlerde, bazı kemik tümörlerinde ve kalp yetmezliklerinde de ALP değeri yüksek çıkabilmektedir.

TRANSAMINAZLAR (ALT ve AST): Transaminazlar başlıca kas ve karaciğer hücrelerinde, daha az miktarda öteki organlarda da bulunan, karaciğerde oluşan hasarın ilk belirleyicisi olan enzimlerdir.

Kan seviyelerinin yükselmesi, karaciğer hasarına bağlı olarak bu iki enzimin hücre dışına sızması ve kana karışması anlamını taşımaktadır.

Artığı Durumlar: Genellikle bu enzimlerin kan seviyeleri karaciğer hasarının şiddetini yansıtır. ALT karaciğerle ilgili iken, AST kalp ve iskelet kası harabiyetinde de yükselmektedir.

Bu nedenle AST aynı zamanda myokard enfarktüsünün izlenmesinde de kullanılmaktadır. Karaciğerin hastalıklarında alkole bağlı karaciğer hasarı hariç ALT, AST den daha yüksektir.

Azaldığı Durumlar: ALT ve AST değerlerinin normalden düşük olması nadiren görülen bir durumdur. Eğer bilinen bir karaciğer hastalığı yoksa genellikle önem taşımaz.

GGT, AST ve ALT karaciğer ve safra yolu hücreleri başta olmak üzere birçok hücre grubunda bulunan enzimlerdir. Bu enzimlerin normal değerleri laboratuarlar arasında farklılık oluşturmakla beraber AST ve ALT için 40’ın altında, GGT içinde yaklaşık olarak 50’nin altında olması normaldir.

GGT alkole bağlı karaciğer hasarı, safra yolu tıkanıklıkları, pankreas hastalıklarında yükselir. Hepatit karaciğerin iltihabı demektir. Bu iltihap ilaçlar, alkol, virüsler ve otoimmun (vücudun savunma sistemine bağlı) nedenli olabilir. Tam olarak nedenin anlaşılması için bazı testler ve ultrason yapılması gerekir.

ASİT FOSFATAZ: Esas olarak prostat, karaciğer, kemik ve bazı kan hücrelerinde bulunmaktadır. Ölçümü özellikle prostat hastalıklarının tanı ve tedavisi için kullanılmaktadır.

Bu amaçla prostatik asit fosfataz denilen fraksiyonu ölçülür. Normalde Asit Fosfataz kanda pek az miktarda bulunur.

Artığı Durumlar: Özellikle prostat kanserlerinde kan düzeyleri belirgin olarak yükselmektedir.

Yine de rektal muayeneden sonra, idrar sondası takılmasıyla ve hatta kabızlık ile birlikte de yükselebileceği unutulmamalıdır.

AMİLAZ: Amilaz, nişastanın sindiriminde rol oynayan karbonhidratların parçalanmasından sorumlu protein yapılı bir enzimdir. Pirinç, patates, buğday, mısır, patates, bakla, fındık, fıstık gibi besinlerin yapısında bol miktarda nişasta bulunur.

Bu gibi gıdaların sindirimi ağız içinde amilaz sayesinde başlar ve ince bağırsakta devam edip orada tamamlanır.  

Amilaz, tükürük bezlerinden, pankreastan ve bazı tümörlerden salgılanır. Kandaki amilazın genellikle üçte biri pankreas, üçte ikisi ise tükürük bezleri kaynaklıdır. Dolaşıma giren amilaz esas olarak böbrekler aracılığıyla vücuttan atılmaktadır.

Her madde kanda belli bir oranda bulunmaktadır. Amilaz enzimi de kanda belirli değere sahiptir. Normal değerin üstünde olan aralıklarda tükürük bezi ya da ve pankreas hastalıklarından endişe edilmelidir.

Kan amilaz düzeyindeki en fazla artışlar pankreas bezinin akut iltihaplarında gözükür. Ayrıca karın ağrısıyla ortaya çıkan bazı acil hastalıklarda, şiddetli şeker komasında, kabakulakta, morfin enjeksiyonundan sonra da amilaz düzeyleri bir miktar yükselebilmektedir.

Çocuklarda kabakulak iltihaplanmalarına bağlı olarak kanda amilaz seviyesi yükselebilir. Bir takım ilaçlar kandaki amilaz seviyesini artırabilmektedir.

BİLİRUİN: Kan dolaşımında bulunan kırmızı kan hücreleri yaklaşık 120 günlük bir süre sonunda ömürlerini tamamlar ve çoğunluğu dalakta olmak üzere parçalanırlar.

Açığa çıkan bilirubin karaciğere götürülür. Karaciğer özel bir işlemle bilirubini suda çözünebilen bir hale getirir ve safra yoluyla bağırsağa atar.

Karaciğerde bu işleme maruz kalmış bilirubine Direk Bilirubin, henüz işlem görmemiş bilirubine ise İndirek Bilirubin denilir.

Artığı Durumlar: Bu sistemin herhangi bir noktasında meydana gelebilecek bir aksama kan bilirubin düzeyinin yükselmesine neden olur. Bu aksamalar; kırmızı kan hücrelerinde aşırı yıkım, karaciğer hastalıkları ve safra yolu tıkanıklıklarıdır.

Sonuçta kan bilirubin seviyesi yükselecek ve koyu sarı ten  rengiyle tipik sarılık ortaya çıkacaktır. Azaldığı Durumlar: yok

GLUKOZ Açlık kan şekeri açlık kan şekeri en çok diabet hastalığının tanı ve takibinde istenen bir biyokimya kan tahlilidir. Karbonhidrat metabolizmasının değerlendirilmesinde kullanılır.

Şeker hastalığı tanısı için 12-14 saat açlıktan sonra kan glikozu ölçülür. Yüksekse test tekrarlanır. Yine yüksekse yemekten tam 2 saat sonra yeniden ölçülür. Bu da yüksekse glikoz tolerans testi yapılmalıdır.

Kanda şeker yüksekliği şeker hastalığını gösterir.

Azaldığında Hipoglisemiyle seyreden hastalıklar ortaya çıkar.

HDL LDL TRİGLİSERİD: Kan yağları denince “iyi” HDL ve “kötü” LDL kolesterol ile “trigliserid”i hatırlamalısınız. Bu maddelerin kan seviyelerinin belirli sınırlar içinde kalması gerekir

Kan yağlarınızda bir dengesizlik varsa kalp krizi veya inme riskiniz artar, damarlarınız daha erken yaşlanır.

Kan yağlarındaki dengesizlik, damar sertliğinin oluşmasına ve buna bağlı olarak sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olur.

Kan yağları dengesizliğinin Kötü kolesterol LDL’nin fazlalığı, iyi kolesterol HDL’nin düşüklüğü, trigliserit seviyelerinin çok fazla yükselmesi şeklinde ortaya çıkabilir.

Trigliserit artışı, fazla miktarda alkol tüketenlerde, aşırı kilolu ve şişmanlarda, şeker hastalarında daha sık görülür.

Tiroid bezi tembelliğinin, kronik böbrek yetmezliğinin, östrojen ve kortizon gibi hormonları kullanmanın, idrar söktürücü ilaçların da trigliseridi artırabileceği biliniyor. Trigliserit aşırı stres ve hamilelikte de yükselir.

HDL azlığı da çoğu zaman genetik nedenlerden kaynaklanır. HDL’si özellikle 30 miligramdan düşük olanlarda koroner kalp hastalıkları ihtimali yüksektir.

Şişmanlık, sigara kullanmak, hareketsizlik de iyi kolesterolün azalmasında etkilidir. Kan basıncı, kan şekeri ve sigara ile stres faktörleri kadar damar  sağlığınızı belirleyen en önemli nedenlerden biri de kan yağlarıdır.

20 yaşın üzerindeki tüm erişkinlerin boyunu, kilosunu, yaşını bilmesi kadar, kolesterol ve trigliserit seviyelerini de bilmesi gerekir.

Toplam kolesterolünüz 200 miligramın, LDL kolesterolünüz 130 miligramın, trigliseridiniz 200 miligramın üzerinde, HDL kolesterolünüz 40 miligramın altında bulunursa hayat tarzınızda bazı değişimler yapmanız gerektiğini LDL kolesterolünüz 150-160 miligramdan, trigliseridiniz 400 miligramdan, toplam kolesterolünüz 240 miligramdan yüksek, HDL 35 miligramdan düşük ise durumun bir tıbbi yardım gerektirebileceğini de unutmayın.

Beslenme  tarzı, aktivite ve egzersiz seçimleri, yani hayat tarzı değişiklikleri kan yağlarını dengelemede en az ilaçlar kadar önemlidir. Eğer fazla kilolarınız varsa onları vermeden, yeme içme planınızı değiştirmeden, hareketsiz bir hayatı ve sigarayı terk etmeden işi sadece ilaçlara havale etmek sorunu çözmez.

FOSFOR: Fosfor insan hücresinde asit-baz dengesi, kalsiyum metabolizması gibi çok önemli reaksiyonlarda rol oynayan bir maddedir. Vücuttaki fosforun %85 kadarı kemikte fosfat formunda depolanır.

Fosfor metabolizmasının ve kalsiyum fosfor dengesinin değerlendirilmesinde kullanılır. Böbrek yetmezliği ve akromegali gibi durumlarda fosfor düzeyi artarken D vitamini eksikliği ve kusma gibi durumlarda fosfor düzeyi azalır.

Fosfor insan hücresinde asit baz dengesi, kalsiyum metabolizması gibi çok önemli reaksiyonlarda rol oynayan bir maddedir. Yemeklerden sonra düzeyi değiştiğinden 12 saatlik açtıktan sonra ölçümü yapılmalıdır.

Fosfatın Artığı Durumlar: Hipoparatiroidide Fosfor artar,

Fosfatın Azaldığı Durumlar: Hiperparatiroidi durumunda değerleri azalır.

DEMİR: Her türlü anemi, demir eksikliği ve demir zehirlenmesinin değerlendirilmesinde kullanılır. Demir eksikliği anemisi gibi durumlarda demir düzeyi azalır.

Demir vücudun dışarıdan aldığı, az miktarda ancak mutlak ihtiyaç duyduğu bir maddedir. Günlük en az 1,0 mgr. Demiri yiyeceklerle dışarıdan almak gerekir. İnsan vücudunda demir, yapı taşı olarak görev yapmaktadır. Hemoglobulin vücutta en çok demir içeren bileşiktir.

Tipik demir eksikliği belirtileri ortaya çıktığında, mesela; uyku hali, halsizlik, dudaklarda çatlak Vd. olduğunda serum demir düzeyi tayini yapılabilir. Ancak tek başına serum demir tayini demir eksikliği anemisini tespitte yeterli değildir. Beraberinde ferritin düzeyini de tespit etmek gerekir.

Demir ölçümü serum ya da plazmadan yapılabilir.

Demir düzeyinin düştüğü durumlar: Kanamalar Tümörler Kronik ve akut enfeksiyonlar Gebelik Menstrüasyon Bazı doğuştan hastalıklar Böbrek hastalıkları gibi …

Demir düzeyinin arttığı durumlar:

Demir toksikasyonunun başlıca belirtileri: İshal, bulantı, kusma, lökositoz, kan şeker düzeyinin yükselmesi, gaitanın siyaha boyanması.

SODYUM: Elektrolit ve su dengesinin ve böbrek fonksiyonunun değerlendirilmesinde kullanılır. Vücudun susuz kalması veya ödem oluşması, yüksek veya düşük kan basıncı gibi belli bazı kronik rahatsızlıkları izlemek için bu testten geçilir.

POTASYUM: Elektrolit ve asit-baz dengesinin değerlendirilmesi ile böbrek fonksiyonlarının takibinde kullanılır.

Trombositoz, lösemi, hemoliz, doku hasarı, akut böbrek yetmezliği, ağır egzersiz ve şok potasyum düzeyini artırırken kronik açlık ve kusma ise düşürür.

Güçsüzlük ve/veya kalp ritim düzensizlikleri benzeri yakınmalarınız varsa veya bir elektrolit dengesizliğinden kuşkulanıldığında, potasyum düzeyinizi olumsuz etkileyebilen yüksek kan basıncı hipertansiyon veya böbrek hastalığı gibi bir hastalık veya rahatsızlığınız mevcutsa veya bir ilaç alıyorsanız düzenli aralıklarla bu test istenir.

KLOR: Elektrolit dengesi ve asit-baz ile su metabolizmasının değerlendirilmesinde kullanılır. Uzun süreli kusma, ishal, halsizlik ve solunum sıkıntısı gibi bulgular ve belirtilerin nedenini bilebilmek için istenebilmektedir.

Aşırı kusma gibi durumlarda miktarı azalır. Genellikle vücudun susuz kaldığında yükselir. Düşük veya yüksek klor düzeylerinin nedenlerini değerlendirirken kan veya idrar sodyumu ile birlikte idrar klor testi uygulanabilir

ROMATOİD FAKTÖR TESTİ RF, en çok romatoid artrit dediğimiz, eklemlerde ağrılı şişlikler, kızarıklık, ağrı ve deformasyon yapan hastalığı, benzer bulgular gösteren diğer romatizmalı ayrı bir romatizma eklem romatizma. 

RF Hastadaki romatoid faktör antikorlarını gösteren bir kan testidir. Normalde antikorlar, vücudun bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve hastalık yapan bakteri ve virüslere karşı savunma yapan maddelerdir. RF antikoru ise normal vücud dokusuna yapışarak hasara neden olur ve Romatoid artritli hastaların % 80 inde yüksek bulunur.

MAGNEZYUM: Metabolizması ve elektrolit dengesinin değerlendirilmesi ile hamilelikte hipertansiyon tedavisi uygulanan hastaların takibinde kullanılır.

Hamilelikte magnezyum seviyesi düşer. Magnezyum başlıca deniz ürünlerinde, fındık, tahıl, yeşil lifli sebzeler ve ette bulunur.

Magnezyum eksikliğinde iştahsızlık, bulantı, kusma, letarji ve halsizlik sayılabilir. Eğer magnezyum eksikliği şiddetlenirse, parestezi, kas krampları ,irritabilite dikkatle azalma ve mental konfüzyon görülebilir

LDH: Laktat dehidrogenaz kısa adıyla Ldh, hücre içerisine yerleşmiş bir enzimdir. Hücre hasarının olduğu tüm durumlarda düzeyi artar. Karaciğer hastalıkları, miyokard infarktüsü, iskelet kas hasarı, böbrek hastalıkları.

Kalp ve karaciğer hastalıklarının tanısında kullanılır.

Ldh’nin en sık bulunduğu yerler kalp kası, iskelet kası, böbrek, karaciğer ve alyuvardır.

LDH normal değerleri yaşa göre farklılık göstermektedir. Doğum sonrası, 1 yaşına kadar en yüksek değerlerindedir.

ASO: “Antistreptolizin O” kelimesinin kısaltmasıdır. bademcik iltihabı, farenjit, cilt iltihapları, kızıl gibi hastalıklara neden olan streptokok adlı bakterinin Streptolizin O adı verilen bir antijeni vardır.

Bu bakteri vücuda girdiği zaman, bu antijene karşı insan vücudu bir antikor salgılar ve ‘Streptolizin O’ ya karşı bir savaş başlatır. Laboratuarlarda kan tahlilleriyle işte bu antikor miktarı ölçülür. Bu antikorun normal değeri 200’ün altındadır.

ASO’nun 200’ün üstüne çıkması, hastanın streptokok adı verilen bakteri ile karşılaştığını gösterir.

Bunun dışında bir anlamı yoktur. Strepkokok iltihapları, eklem böbrek ya da kalp rahatsızlıkları yapabilir. Ancak ASO’nun yüksek oluşu bu hastalıkların var olduğunu göstermez, sadece streptokok bakterisinin vücuda girdiğini gösterir.

Bu bakteri birçok antibiyotikle uygun süre kullanıldığında kolayca yok edilir. Bu nedenle ASO yüksekliği genellikle ciddi bir sorun değildir

TRANSFERRİN: Plazmada demir transportunu sağlayan major proteindir. Demir eksikliği anemisi, gebelik ve östrojen kullanımında transferin düzeyi artar.

KREATİNİN: Kreatinin seviyesi kas metobolizması ile yakından ilgili bir değerdir. Aynı zamanda böbreğin çalışması hakkında bize bilgi verir ve test sonuçları böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılır. İlerlemiş böbrek fonksiyon hastalıklarında kreatinin düzeyi artar, iki katına çıkabilir.

Böbrek hastalıkları ve yetmezliklerinde, enfeksiyon ve sıvı kayıplarında, böbrek sonrası üriner sistem tıkanıklıklarında kan değeri yükselir.

Böbrek fonksiyon bozukluğu, kas hastalıkları, diyetle fazla kırmızı et tüketimi durumlarında artar.

Kreatinin Klerensi: Böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde ve böbrek hastalıklarının takibinde kullanılır.

Kreatinin Klirensi hamilelikte ve egzersiz çalışmalarında artar, böbrek yetmezliğinde ve bazı ilaçların kullanımı sırasında simetidin, prokainamid, antibiyotikler, kinidin vs.azalır.

Kreatinin Kinaz: Düz ve çizgili kaslar, beyin ile ilişkili bir enzimdir. Kalp, iskelet kasında yüksek; beyin dokusunda ise daha düşük olarak bulunur.

Kandaki artışları iskelet ve kalp kası hastalıklarında belirgin olan bir enzimdir ve myokard enfarktüsünün tanısında % 97oranında duyarlı bir testtir.  

KALSİYUM: Endokrin ve metabolik bozuklukların değerlendirilmesinde kullanılır. Ayrıca kemik için de önemlidir.

Kemik metastazları, akromegali gibi durumlarda kalsiyum düzeyi artarken D vitamini eksikliği, magnezyum eksikliği, kronik böbrek yetmezliği gibi durumlarda kalsiyum düzeyi azalır.

ÜRE: Protein metabolizmasının bir ürünüdür ve böbrekler yoluyla idrarla atılır. Sıklıkla kan üre azotu BUN olarak ölçülür. Böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek, böbrek hastalığı veya hasarıyla ilişkili hemodiyaliz ve diğer tedavilerin etkinliğini takip etmek için önemli bir ölçüttür.

Ancak böbrek fonksiyonları dışında vücuttaki azot yükü, günlük sıvı alımı ve idrar akım hızından da etkilendiğinden tek başına karar verdirici değildir.

Arttığı durumlar: Akut kronik böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyon bozukluğu, şok, kanama, kalp yetmezliği, glomerüler ve tübüler hastalıklar; üreter, mesane, üretra tıkanıklıkları, prostat hiperplazisi kalp yetmezliği, tuz ve su alımındaki dengesizlikler kusma, ishal, sık idrara çıkma, terleme, bağırsaklarda kanama, stres, yanıklar, diyetle fazla protein alımı ve akut myokard enfarktüsü gibi nedenlerle de kan değerleri yükselebilmektedir.

Azaldığı durumlar: Aşırı kusma, ishal, düşük protein alımı ve akut ve kronik karaciğer hastalıkları, akaşeksi aşırı kilo kaybı, nefroz (bir böbrek hastalığı

 

ÜRİK ASİT: Ürik asit, vücudun genetik yapı taşları olan DNA ve RNA nın yapısında bulunan purin adındaki maddelerin metabolizmasının son ürünüdür. Gut ve pürin metabolizma bozukluklarının tanı ve takibinde kullanılır.

Artığı durumlar: Diyetle fazla protein alımı, vücutta üretim artışı ya da böbrek fonksiyon bozukluğu gibi bir nedenle vücuttan uzaklaştırılamaması durumlarında kanda ürik asit düzeyi yükselir.

Yüksek düzeydeki ürik asidin kristaller halinde özellikle eklem sıvıları ve böbreklerde birikmektedir. Eklem sıvılarında ürik asit kristallerinin birikimiyle oluşan ağrılı hastalığa GUT hastalığı denilir. Böbreklerde oluşan birikim ise böbrek yetmezliği ve idrar yollarında taş hastalığına yol açar.

 Azaldığı durumlar: Diğer analiz sonuçları normal ise düşük genelde önemli değildir.

TP (Total Protein): Böbrek ve karaciğer hastalıklarının takibinde kullanılır. Kronik karaciğer hastalıkları ve yanık gibi durumlarda TP düzeyi azalır.

TROMBOSİT SAYISI: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan elemanlardır. Eksikliğinde kan yeterli sürede pıhtılaşmayacağı için ağır kanamalara neden olabilir.  

Bu nedenle trombosit değeri vücut için önemli bir bulgudur. Eksikliğinde periferik yayma denilen ikinci bir test ile trombositlerin durumu incelenir.

Kanamanın fazla olabileceği uygulamalardan önce KZ Kanama Zamanı ve PZ Pıhtılaşma Zamanı olarak adlandırılan iki test daha yapılarak kişinin kanamaya karşı direnci ölçülür.

                                            HORMON TESTLERİ

Hormonlar, vücudumuzun işleyişinde yer alan ve çeşitli metabolik olaylara aracılık eden sinyal molekülleridir. Pek çok sistemi etkileyen çok çeşitli yapıda ve fonksiyona sahip hormonlar vardır.

Hormonların kan tetkikleri ile yapılan ölçümleri, hastalıkların tanısında ve izleminde kullanılmaktadır. Hormon testleri tıp alanında en sık istenen testler arasındadır.

                MENOPOZDA HORMON TESTLERİ ve DEĞERLERİ:

Menopoz şüphesi olan bir kadında hormon düzeyleri âdetin 3. günü yapılan kan tahlilleri ile değerlendirilir. Hastanın aç veya tok olması bu tahlil sonuçlarını etkilemez. Hasta aylardır adet görmüyorsa hormon tahlilleri herhangi bir gün yapılabilir.

Menopoz teşhisi amacıyla bakılan hormon testleri:

Menopoz teşhisi açısından en değerli hormon FSH hormonudur. FSH hormonu beyinde hipofiz denilen bölgeden salgılanır ve yumurtalıkları etkileyerek yumurtaların büyümesini sağlar ve buradan östrojen gibi hormonların salgılanmasını uyarır.

Menopoza giren bir kadında FSH hormonu değerinin yükseldiği görülmektedir. Menopoz öncesi bir dönemdeki kadında adetin üçüncü günü bakılan FSH hormonu düzeyi 20’nin altındadır.

FSH değerinin 10’un altında olması yumurtalık kapasitesinin iyi olduğunu ve östrojen hormonu üretiminin iyi olduğunu, yumurtaların iyi geliştiğini gösterir. 10’un üzerindeki değerler yumurtalık kapasitesinin yavaş yavaş azalmaya başladığını gösterir, 15-20 arasındaki değerler menopoza girmenin yaklaştığını gösterir, bu kadınlarda adetler seyrek olmaya başlar.

Genellikle 30’un üzerindeki FSH hormon düzeyleri artık kalıcı olarak kadının menopoza girdiğini gösterir ve kadın artık hiç adet göremez ya da adetler çok seyrekleşmiştir.

Âdetin 3. günü veya ilk günleri dışında adet kanaması başladıktan çok sonra veya kanama olmasına yakın dönemlerde bakılan FSH düzeylerinin yüksek çıkması normaldir, bu nedenle menopoz değerlendirilmesinde kullanılamaz.

                               ÖSTROJEN (ESTRADİOL, E2)

Menopoza girilmesiyle birlikte kandaki östrojen hormon değerleri azalır.  

Çünkü östrojen hormonu yumurtalıklarda büyüyen yumurtalar tarafından üretilir. Menopoza girilmesi ile birlikte yumurtalıklarda duracağı için östrojen hormon üretimi de yavaşlar.

Normalde (menopoz öncesinde) âdetin 3. günü östrojen hormon düzeyi: 25-140 pg/ml arasındadır. Menstruel periyodun orta döneminde veya adet kanamasına yakın günlerde daha yüksek olabilir. Âdetin 3. günü bakılan değer önemlidir menopoz teşhisi açısından.

Östrojen hormon düzeyi menopoz teşhisi açısından FSH kadar önemli değildir. Örneğin âdetin 3. günü kanda hormon değerleri bakılan bir kadında östrojen hormonu düzeyi düşük olmasına rağmen FSH hormonunda yükselme izlenmiyorsa bu kadında genellikle menopoz düşünülmez, östrojen azalması başka bir nedene bağlıdır muhtemelen.

Diğer hormon testleri FSH testiyle beraber yapılır. Değişik testlerin sonuçları teşhis koyarken beraber değerlendirilmelidir. Kadınlarda FSH ve kandaki estradiol hormonu seviyesi ölçülür

Menopoza giren veya menopoz döneminde olan kadınlarda FSH seviyesi yüksek estradiol seviyesi düşüktür.

Yumurtalık kanseri veya a böbreküstü bezi kanseri olan kadınlarda FSH ve estradiol seviyesi normalden yüksektir. Hormon terapisi FSH ve estradiol seviyesinde yükselmeye sebep olur.

Ergenlik dönemine çok genç yaşta girmiş kız çocuklarında FSH ve estradiol seviyeleri normalden yüksek çıkar.

Hormon düzenleyici sistemi (hipofiz bezi) düzenli çalışmayan kadınlarda FSH ve estradiol seviyeleri normalden daha düşüktür.

Eğer kadınlarda Turner Sendromu (genetik bir bozukluk) varsa FSH normalden daha yüksek, estradiol ise normalden daha düşüktür.

Erkeklerde FSH, testosteron hormonundaki kan seviyesine göre ölçülür. Eğer erkekte bulunan hipofiz bezleri yeterli miktarda hormon üretmiyorsa ya da hipofizler beyinde bulunan başka bir hormon düzenleyici bölüm düzgün bir şekilde çalışmıyorsa FSH ve testosteron seviyesi normale göre daha düşük çıkar.

Eğer erkek sağlık amaçlı hormon tedavisi görüyorsa FSH ve testosteron seviyesi normalden daha yüksek çıkar.

Ergenlik dönemine çok genç yaşta girmiş erkek çocuklarında FSH ve testosteron seviyesi normalden daha yüksek çıkar.

Eğer erkeklerde Klinefelter Sendromu (genetik bir bozukluk) varsa, testisleri alınmışsa veya andropoz (erkek menopozu) dönemindeyse FSH seviyesi normalden yüksek, testosteron seviyesi de normalden düşük çıkabilir.

FSH testi sonuçlarının normalden farklı aralıklarda çıkmasının başka pek çok sebebi vardır. Bazen sonuçlar yapılan en son aktiviteye veya beslenme durumuna göre çeşitlilik gösterir.

Bezen de kan örneğinin toplanma ve depolanma şekli sonuçları etkileyebilir. Eğer laboratuar sonuçları hakkında endişeleriniz varsa sağlık uzmanınıza danışın

LH: Normalde menopoz öncesi bir kadında âdetin 3. günü bakılan LH değeri: 5-20 mlU/ml arasındadır.

Menopoz başladığında LH değerinde de FSH gibi artma görülür ancaj LH artması FSH’ya göre daha geç başlar. LH hormonu düzeyi menopoz teşhisi koymak için genellikle kullanılmaz. FSH hormon düzeyi en önemli kriterdir.

İNHİBİN B: İnhibin B hormonu yumurtalıklardaki hücrelerden salgılanır. Menopozun yaklaşması ile birlikte yumurtalıklardan salgılanan İnhibin B hormonu azaldığı için FSH hormonunda artma izlenir. Pratikte İnhibin B hormonu yaygın kullanılmamaktadır.

TESTOSTERON ve PROGESTERON: Bu hormonlar da menopoza girilmesiyle birlikte azalma gösterirler ancak mnenopoz teşhisi amacıyla kullanılmazlar.

HCG: HCG hormonu kanda gebelik testinde kullanılan hormondur. Bu hormon kadınlarda yaşla birlikte hafif artış gösterir ancak menopoz teşhisinde pratikte kullanılmaz.

Menopozun yaklaştığı geçiş döneminde hormonal değişiklikler:

Menopozal geçiş dönemi menopozun yaklaştığı ve adet görmenin olduğu son bir kaç yılı içerir. Ülkemizde menopoz yaşı ortalama 46  48 arasında bildirildiğinden, genellikle 44 45 yaşları veya bazı kadınlarda 50’ye yaklaşan yaşlar menopoza yakın geçiş dönemidir.

Menopozun yaklaştığı yıllarda öncelikli ve en önemli hormonal değişim FSH hormonundaki yükselmedir.

Bu dönemde östrojen hormonundaki azalma görülmeyebilir. Östrojendeki azalma menopoza tam olarak girmekle, adetlerin tamamen kesilmesine yakın meydana gelir genellikle. FSH hormonu 45-46 yaşlarında yükselmeye başlarken, östrojen (E2) hormonu 50 yaş civarında azalmaya başlamaktadır.

Bu nedenle menopoza geçiş döneminin başlarında görülen FSH hormonu yükselmesinin nedeni östrojen hormonu azalması değildir, İnhibin B hormonundaki azalmadır. Hatta artan bu FSH hormonu östrojen üretiminin artmasına neden olabilir.

NOT: KAN BİLGİLERİNİZİ BİLMEDEN BİYOKİMYANIZI TARAMADAN, ARAŞTIRMACI DOKTORUNUZA, AKTARLARA DANIŞMADAN BİTKİ VE BİTKİ TÜRLERİNİ KULLANMANIZ TAVSİYE EDİLMEZ

  

https//Ziyaret istatistiği
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam187
Toplam Ziyaret1044491
https://Döviz Kuru
AlışSatış
Dolar5.53595.5581
Euro6.13716.1617
https://Hava Durumu
Anlık
Yarın
25° 28° 13°